Yeni Dünya Düzeninde Türk Dünyasının Yeri

0

20. asrı 21. asra bağlamakta olan şu yıllar, geleceğimiz açısından fevkalede önem arzeden gelişmelere sahne oluyor. Dünya, büyük bir değişimi ve dönüşümü,  adeta insanoğlunu sarsarak yaşamaya devam ediyor.  Bu değişimin başlamasından önce, içerisinde bulunduğumuz düzen; ABD’nin patronajı altındaki batı dünyası ile Rusya’nın patronajı altındaki  Sovyet Bloku olmak üzere iki kutuplu görünüm arzediyordu.

 

1985’de Sovyetler Birliğinde başlayan “AÇIKLIK” ve “YENİDEN YAPILANMA” sürecinin ardından, 1989’da Berlin duvarının yıkılması ve 1991’de Sovyetler Birliği dağılarak ortaya 15 yeni devletin birden çıkması, bu iki kutuplu ve iki odaklı dünyamızın iki blokundan  birisini aniden yok ediverdi.

 

Şimdi hayatımıza “YENİ DÜNYA DÜZENİ” ve “GLOBALLEŞME-KÜRESELLEŞME”  gibi kavramlar yön  veriyor. Bu yeni dünya düzeni içerisinde ülkelerin ve milletlerin birbirlerine yakınlaşacağı ve birbirlerine açılacağı, neredeyse devletleri birbirinden ayıran millî ve siyasî sınırların ortadan kalkacağı imajı yayılıyor.

 

Ancak yaşanmış tarihî olaylar  ve yaşanmakta olan gelişmeler, bu kabulleri ne ölçüde teyit ediyor?Bu varsayımları ve bu  beklentileri realite mihengine vurduğumuz zaman karşımıza nasıl bir görüntü çıkıyor?

 

Avrupa devletlerinin son yıllarda artan bir süratle inşa etmekte olduğu AVRUPA BİRLİĞİ, kendinden  olmayana karşı yeni bir yekvûcutluğu, yeni bir ittifakı ifade etmiyor mu?

 

21. asrın dengeleri arasında önemli bir ekonomik güç olarak  ağırlığını hissettireceği artık açıkçı belli olan JAPONYA’nın , hem bu ağırlığını daha da artırmak amacıyla ve hem de bu konudaki tesirlerin  ancak uygun ittifaklarla etkili olabileceği yönündeki idrakli tespit ile kendisine uygun partnerler arayışı içerisinde olduğu bilinmiyor mu?

 

Baltık ülkeleri arasında temelleri örülen “İŞBİRLİĞİ KONSEYİ”; Kuzey Amerika’nın ve Batı Avrupa’nın hakimiyetinden kısa bir süre önce kurtulan LATİN AMERİKA  uluslarının EKONOMİK BÜTÜNLEŞME gayretleri neyin göstergesidir?

 

Tüm bu gelişmeler 2000’li yılların dünyasında küçük parçacıklar halinde yer almanın, çok büyük önem ifade etmeyeceğini  gösteriyor.  Çünkü 2000’li yılların dünyasına belki bu defa sayıları ikiden fazla olan, ama her halükârda iyi organize olmuş büyük iktisadî ittifakların yön vereceği  anlaşılıyor.

 

Dünyanın geri kalan tüm mevcudu görüyor ve biliyor ki; 21. asrın ve sonrasının en önemli ekonomik ve siyasî gücü, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla yeniden  tarih sahnesine çıkan Türk Devletleriyle Türkiye Cumhuriyeti arasında gelişecek  yakınlaşma ve organizasyondan doğacaktır.

 

  • Çünkü; bu yakınlaşma ve organize olmanın  tarihi zemini, bu yöndeki diğer  tüm muhtemel organizasyonların zemininden çok daha sağlamdır.
  • Çünkü; bu yakınlaşmanın asgarî değil tümüyle aynı müşterekleri, dünyanın bu yöndeki başka hiçbir organizasyonunda bulunmayacak kadar çoktur.
  • Çünkü; bu yeniden  yakınlaşmanın unsurları. Büyük Atatürk’ün bundan 71 yıl önce ifade ettiği gibi aynı kökten gelmektedir.
  • Çünkü; bu toplumlar aynı dili konuşmakta, aynı kültür değerlerinden oluşan bir dünya içerisinde  yaşamaktadırlar.
  • Çünkü; bu toplumların tarihe, bugüne ve  geleceğe bakışları ortaktır ve  hem tarih, hem de gelecek bu birlikteliği emretmektedir.

Kategoriler:Makaleler

Bir Yorum Yazın