Yönetenlerin Eğitimi

0

Atalarımız, hepsi bir araya geldiğinde dünyayı yönetmeye rehberlik edecek sözler/ deyimler söylemiş ve bunları sözlü kültür geleneğimizin güçlü nakil vasıtalarıyla tarihin derinliklerinden günümüze taşımışlar.

“Acı söz insanı dininden, tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır.”

“Aç bırakma hırsız edersin, çok söyleme arsız edersin.”

“Açma sırrını dostuna, o da söyler dostuna.”

“Adalet ile zulüm bir yerde barınmaz.”

“Adamın iyisi iş başında belli olur.”

“Adam adamı bir kere aldatır.”

“Acele işe şeytan karışır.”

Bunlar, sadece “A” harfi ile başlamak kaydıyla yönetim ile alakalı olarak bir çırpıda insanın aklına geliveren atasözlerimize  bir kaç örnek.

Yine aynı şekilde sadece “A” harfi ile başlamak kaydıyla yönetim ile alakalı olarak bir çırpıda akla geliveren deyimlerimize birkaç örnek olarak ise; “Açığa almak, Adam sarrafı, Akıntıya kürek çekmek, Alın teri dökmek, Astarı yüzünden pahalı olmak, Atını sağlam kazığa bağlamak, Ayağını yorganına göre uzatmak” söylemlerini sıralamak mümkün.

Acaba toplum olarak ne derecede büyük bir deformasyona uğramış olmalıyız ki, yönetim sırlarıyla ilgili bu arifane sözleri üreten ataların torunlarından “Yöneticiliğin okulu yoktur” şeklinde bir yanlış söylem sadır olsun. Ama ne yazık ki bugün hayatımızda böyle bir söz var ve bundan daha vahim olanı da, bu sözün canı var. Yani bu söz bugünkü hayatımızın gerçekleri arasında karşılığını bularak yaşıyor .

İsterseniz çevrenize şöyle bir bakın. Bildiğiniz, tanıdığınız yöneticiler arasında, bu pozisyona yönetimle ilgili eğitim alarak gelmiş ve yöneticiliği sürecinde gerekli eğitimleri alarak kendini geliştirmeye önem vermekte olanların oranı nedir? Günümüz Türkiye’sinde bu oranın çok yüksek olmadığını hepimiz biliyoruz.

Bu tespiti yaptıktan sonra, “peki ama olması gereken doğru hal bu mudur?” sorusunu sormayacak mıyız? Elbette bu soruyu sormalıyız. Çünkü doğru ve uygun olmayan haller ancak doğru ve uygun sorularla ve sorgulamayla düzeltilebilir.

Büyük Atatürk “Toplumsal  gelişmenin de, çürümenin de, temelinde yönetimin tavrı yatar” diyor ve binlerce yıllık tarihimiz bize bu sözün dosdoğru bir tespit olduğunu kanıtlıyor. Gerek bizim yaşadıklarımız ve gerekse bizden önce yaşanmış olanlar gösteriyor ki; Aynen büyük önderin bu sözüyle tespit ettiği gibi, toplumu yöneticiler şekillendiriyor. Bugünü ve geleceği yöneticiler kuruyor, kurguluyor. Yani toplumun günü ve geleceği, onu yönetenlerin standartlarına göre şekilleniyor.

O halde her şeyden önce kendimiz için, bugünkü hayatımız ve geleceğimiz için, bizi yönetenlerdeki kalite düzeyinin mümkün olan en üst seviyede olmasını beklemek ve istemekten daha doğal ne olabilir. Eğer durum bu ise tabii ki toplum olarak böyle bir beklentimiz ve isteğimiz olmalıdır. Buradaki esas mesele; yönetim ve yöneticilikle ilgili mevcut algılama ortamında, özellikle de “Yöneticiliğin okulu yoktur” anlayışının geçerli olduğu bir çevrede bu beklentimizin ne ölçüde karşılık bulacağıdır. Hiç şüphe yok ki; değişen ve gelişen dünya ile ilgili gerçekleri ıskalayarak, böylesine çağ dışı bir anlayış dairesinde kaldığımız sürece bu konudaki beklentilerimiz ciddi bir olumlu karşılık bulamayacaktır.

Mevcut yönetim anlayışı çerçevesinde yönetim işini icraatın içindeki deneyimler ile kavrama ve geliştirmeye devam tercihi; yaşayan ve geleceğe dair umutları olan toplumun canlı denek olarak kullanılması ve heba edilmesinden başka bir anlama gelmez. Gelişen dünyamızın son derecede karmaşık ilişkileri yönetimden ve yöneticiden yana beklentileri öylesine derinleştirmiştir ki, bu beklentileri sadece yönetim sürecindeki deneyimlerle karşılamayı ümit etmek en hafif tabiriyle derin bir gaflet olur.

Günümüzün gelişmiş toplumları artık yönetimde ve yöneticilikteki standart yüksek kalite beklentilerini aşarak “Toplam Kalite Yönetimi” ve “Stratejik Yönetim” gibi kavramlara yönelmiş bulunuyor. Bu kavramlar ise alışılmış standart kalite anlayışına göre çok önemli yenilikler ve derinlikler içeriyor. Söz konusu yenilik ve derinliklerin kavranması da, konunun yönetim süreci içerisindeki deneyimlerle çözümlenmesi anlayışından bir an önce sıyrılarak, meseleye yoğun eğitimlerle hakim olunmasını zaruri kılıyor.

Dolayısıyla gelişen hayat günümüz yöneticisinin “Toplam Kalite Yönetimi” ve “Stratejik Yönetim” kavramlarının içeriğine ve derinliklerine vakıf olmasını gerektiriyor. Bunun yanı sıra yine yöneticilerin zaman yönetimi, stres yönetimi, motivasyon, iletişim, liderlik, protokol ve nezaket kuralları, halkla ilişkiler ve beşeri ilişkiler gibi kavramlara ve bu kavramların sırlarına ulaşması gerekiyor. Bu sonucun ise ancak eğitimle elde edilebileceği açık. Burada “Amerika’yı yeniden keşfetmekten” söz etmiyoruz. Çünkü gelişmiş toplumlar yıllardan beri bunu uyguluyor ve olumlu sonuçlar elde ediyorlar. Aradaki fark görülmüyor mu?

Atamızın sözünü bir kez daha hatırlayalım: “Toplumsal  gelişmenin de, çürümenin de, temelinde yönetimin tavrı yatar”

Aynı konuda Cromwell ; “Daha iyi olmaya çalışmayan, iyi olarak da kalamaz.”

Hz. Ebubekir ise; “Kainatta geliştireceğimizden emin olabileceğimiz tek nokta vardır; KENDİMİZ” diyor.

İnsanlık ve yönetim tarihinin bu üç önemli ismi yönetici olarak eğitime ve kendimizi geliştirmeye önem vermemizi söylüyorlar.

Hem de yüzyıllar ötesinden…

Daha ne desinler…!

Kategoriler:Makaleler

Bir Yorum Yazın